Yine Aynı Adam Avatar

Notes

Sarı Çilli Amazon

1990’daki ölümünden beri kimseye görünmüyor Tom Fogerty. Ben de göremiyorum ya, şansımı deneyip buyur ediyorum, oturuyor masama. Hava karanlık, çok sevimsiz Ankara soğuğu çekiyorum ciğerlerime. Hiç tadı yok sohbetimin;

“Şu an o kadar soğuk ki hava, ben de ölebilirim şuracıkta” diyorum ağızımdan buharlar saça saça.

Başını bile kaldırmadan, “ağır ol bakalım” anlamında el ediyor Tom abi. Olacak iş değil, bozuluyorum. Kafamı iki yana sallayıp derhal bir sigara yakıyorum. İşin aslı, bıraktığım günden beri sigara falan taşımıyorum yanımda. Nasıl oldu anlamadan, iki parmağımın arasına yer yapıp yanıveriyor gavurun sigarası!

Pek çok vaziyeti idare edebilecek bir güç hissediyorum içimde. Derken kapıdan içeri giriyor isimsiz, göz göze gelip gülümsüyoruz. İçeceğini almak için arkasını dönüp, uzaklaşmaya başlıyor. Ben şapşalca bakıyorum o giderken. Tom abi durumu anlıyor,

“Bu kadar saat onu mu bekledin?”

“Öyle abi” diyorum, halden anlar elbet.

Bizi yalnız bırakmak için kalkmaya yelteniyor, kolundan tuttuğum gibi “ağır ol bakalım” anlamında bakıyorum, vazgeçiyor. Kafamı kaldırdığımda tekrar göz göze geliyoruz isimsizle, içeceğini almış yanı başımızda dikiliyor. Halime güler gibi bakıyor;

“Oturmaz mısın?” deyip, toparlanıyorum.

1990’daki ölümünden beri kimseye görünmediği için, Tom abiyi tanıştıramıyorum isimsizle.

“Abi kusura bakma, durumunu biliyorsun” anlamında bakıyorum,

“Ziyanı yok” anlamında yanıtlıyor bakışlarıyla.

Biz bununla oyalanırken, karşımdaki sandalyeyi çekip oturuveriyor isimsiz. Şu an ne olduğunu bile hatırlamadığım bir soru patlatıyorum, heyecanla anlatmaya koyuluyor. Bir o tarafa, bir bu tarafa çeviriyor başını, arada bir duraklayıp tekrar devam ediyor. Her şeyin bir anlamı olacak değil, salakça seyrediyorum yüzündeki çilleri. Bir ara Tom abi konuşmaya dahil oluyor, nasıl anlaştıklarını hiç mi hiç bilemiyorum. Başka bir konuya geçiyorlar, isimsiz hep anlatıyor, bense öylece oturup onu seyrediyorum.

Hiçbir anlamı yok sevgili okuyucu, hiç hem de. Anlıyor musun?

2 Notes

Ona, “Güzelsin” dedim, pek hoslandı, güldü.
Yabancı, Albert Camus

Notes

Bir hışımla yanımdan geçip giderken gözgöze geliyoruz Didem’le,

“Şimdi olmaz!” diyor sertçe.

Olmayan ne Didem? Hepsi hepsi, hoşçakal makamında el edip işe gideceğim. Gözgöze mi gelmeyelim? İnadına,

“Yarın olmaz, şimdi!”

diye bağırmak var peşinden ya, Didem’in elinde kalabilirim. O sinirle Didem de benim elimde kalabilir. Yok yere birbirimizi ellemiş oluruz. Hiç zamanı değil öyle gereksiz samimileşmemizin. Hem ne diye veda ediyorum Didem’e? Ayrıca Didem’e veda etmek için gelmemiştim o kapının önüne. Peki Didem’in ne işi var bu evde?

Hep o Kerem’in kariyer hırsı yüzünden oldu bunlar..

Hayatının 28 senesini hiçbir şeye hırslanmadan geçirip birden kariyere sardırınca, hepimizin süt liman yaşantılarını alt üst etti. Şimdi Kerem’den başlarsam anlatmaya, çok sert konuşurum. İyisi mi ben, geçen yaz Özge’yi mahalle serserilerinin elinden kurtardığım o akşamdan başlayayım hikayeme…

4 Notes

Bos Muhabbet Amiri

Buz gibi bir havada veda ediyorum Mart’a. Bu yaz - kış mücadelesi yüzünden olan bahara oluyor, yok yere itilip kakılıyor. Bir ağabeylik yapıp araya girmek istiyorum, adım sinirli oluyor ondan sonra;

“Kesin lan didişip durmayı!”
“Hep yaz yüzünden abi”
“Cevap verme bana, topla pılını pırtını balkanlara falan git!”
“Ama abi?”
“Uzatma şeker kardeşim”
“Peki abi..”

Yeteri kadar yalnızlık çekiyorken insan, her şeyle konuşabiliyor. Hepsi de cevap veriyor, kusursuz bir iletişimim var tüm dünyayla!

“Öyle değil mi kül tablası?”
“Mihihi!”

Likes